MARDİN…

Onun için taşın ve inancın şehri diyen, masal şehri diyen, dar sokaklarında kaybolunası şehir diyen, görmeden ölmeyin diyen var, tüm bu duyumlarımdan dolayı görmeyi çok istediğim merak ettiğim bir şehirdir Mardin. Ama bana sorarsanız özetle medeniyetlerin rahmidir Mardin…

Güzel bir denk gelişle Mardin’e tiyatro oyunumuzu sahnelemek üzere gitmiştik, iki gün kaldığımız, yıllar boyu onca güzel cümleyi duyup merak ettiğim Mardindeydim. Havaalanından şehir merkezine gelişimizde kendimi öyle koşullamıştım ki en güzelinden dar sokaklar, işlemeli taş evler, rengârenk kostümler, mis kahve kokularına, gözlerim merakla bunları ararken şoförümüzün burası yeni Mardin şehir merkezi dediğinde ki hayal kırıklığımın tarifi yoktu, çünkü etrafımızda resmi kurum binaları, bankalar, yüksek sıradan binalar ve yabana atılmayacak trafik dışında hayalini kurduğum hiçbir şey yoktu.

O şaşkınlıkla otele vardığımızda bizi karşılayan güzel insanlarla sohbetimizden sonra şaşkınlığımızı attık zira orası yeni Mardin miş ve bizim duyduğumuz ve görmeyi umduğumuz her şey eski Mardin de yer alıyormuş içimden tabi ya ne varsa eskilerde var diye geçirmedim dersem yalan olur evet yeni olanda  hizmet hızlı, kolay ulaşılabilir fakat tek düze, özgün olmaktan uzak vefası, sabrı, eksik, yavan diye düşünenlerdenim. Valizlerimizi bırakıp hemen dolaşmak istedik taksiye bindiğimizde Dillerin ve dinlerin güzel şehrine dair örnekleri görmeye başladık şoförümüz bir Kürt tü radyoda en yanık sesiyle Dengbej (Kürt sözlü edebiyatında kilam ve stran söyleyen sanatçıların adıdır) dinliyordu kapatacak gibi oldu kalsın dedik mutlu oldu, Ve evet geldik Eski Mardine, inip derin bir ohh çekip uzun uzun baktım her bir yapıya ve güneşin batmak üzere olduğu o anlarda oluşan tarifi zor rengine, evet buydu görmek istediğim gözümü gönlümü doyuruyordu gözümün gördüğü her şey…

Ertesi gün Midyat’taydı oyunumuz İlçeye girişte hemen merkezde bir cephesinde Cami, bir cephesinde tavus kuşu, bir diğer cephesinde Kilise ve dördüncü cephesinde Türkiye haritasıyla tamda bizi temsil eden bir saat kulesi vardı, buralarda yıllarca Müslüman, Hıristiyan, Ezidi, Süryani hep beraber yaşamışlar,

Her biri birbirinden güzel Lise çağında öğrencilerimiz ve Hocalarımızın da katılımıyla oyunlarımızı sahneledik dönüşte aksanından Arap kökenli olduğunu anladığımız şoför arkadaşımız muhabbetin bir yerinde bende güzel şarkı söylerim en çokta Zeki Müren şarkıları dedi ve hiç naz niyaz etmeden söylemeye başladı, gözlerinizi kapatıp dinlediğinizde Zeki Müren i dinliyormuş hissine kapılacağınız, hiç aksansız net Türkçesiyle, konuşurken neden böyle değil dediğimizde böyle ezberledim dedi ve çalan telefonunu Arapça konuşarak açtı.

Özetle şehirler vardır sanayisiyle, yetiştirdiği ziraat ürünüyle, mimarisiyle anılır, şehirler vardır kahramanlarıyla kahramanlıklarıyla anılı. Ama bütün hepsini içinde barındıran şehir vardır ki her şeyiyle anılır, her şeyin doğduğu yer olur o da anladım ve gördüm ki Mardin.

YORUM EKLE