Nükleer korku

Türkiye'de Mersin Akkuyu, Sinop ve İğneada'da yapılacak olan Nükleer santrallerle ilgili tartışmalar devam ederken, Türkiye'nin nükleer kaza geçmişi de yeniden gündeme geldi.

Nükleer korku

Rusya ile Türkiye arasında 2010 yılında imzalanan anlaşma sonrasında start verilen Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi'nin ardından ikinci ve üçüncü santraller için Sinop ve İğneada adres gösterilmişti. Bölge halkının tüm tepkilerine rağmen başlatılan projeler tartışılmaya devam ederken, Türkiye'nin radyoaktif kaza geçmişi de yeniden mercek altına alındı.

Nükleer santrali olmayan Türkiye, İstanbul İkitelli’de 1999’da meydana gelen olayla “Dünyanın en önemli 20 radyoaktif kazası” listesine girdi. Twitter hesabından paylaştığı arşiv haberlerle İkitelli'deki olayı yeniden gündeme taşıyan 'Beni Akkuyularda Merdivensiz Bıraktın' kitabının yazarı ve gazeteci Filiz Yavuz da, söz konusu tutumlarla, "Türkiye, küçücük nükleer atıklarla baş edemezken nasıl nükleer santralin üreteceği tonlarca atıkla başa çıkabilir?" sorusunu takipçilerine yöneltti. 

İkitelli'deki olayda, 13 kişilik Ilgaz Ailesi, “hurda” diye atılan maddelerdeki radyasyona maruz kalmış, Hüseyin Ilgaz hayatını kaybetmişti. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun da, AİHM aşamasında tüm aileye tazminat ödediği ortaya çıkmıştı. Türkiye'nin 99 yılında yaşadığı kaza ise ilk ve son tehlike değil. İzmir’in Gaziemir ilçesindeki radyoaktif atıklar 10 yılı aşkın bir süredir halkın sağlığını tehdit ederken, 2017 yılında Sakarya’nın Kızılcıklı köyünde yapılan HES barajı inşaatında radyoaktif iridyum kaynağının düşmesi de pek çok kişinin yaşamını tehlikeye sokmuştu. Serbest Gazeteci-Enerji analisti, Kampanya ve İletişim Uzmanı Özgür Gürbüz, Türkiye'nin nükleer konusunda şeffaflıkta sınıfta kaldığını belirterek, halkın endişelerinin haklı olduğunu belirtti. Gürbüz, Neo Haber'e yaptığı değerlendirmelerde "Nükleer söz konusu olduğunda Türkiye'nin hala 1986 zihniyetinde kaldığını görüyoruz" dedi.  

Gündeme geldiği ilk zamanlardan itibaren eleştirilen Türkiye'de yapılacak olan üç nükleer santral, Chernobyl dizisiyle birlikte çok daha büyük kitlelerce tepki çekmeye başladı. Santrali olmadığı halde yakın geçmişte radyoaktif kaza geçmişi olan hatta bunlardan bir tanesinin “Dünyanın en önemli 20 radyoaktif kazası” listesinde yer aldığı Türkiye'de, riskleri ve olası kazalarda yetkili mercilerin olası tutumunu konuştuğumuz Özgür Gürbüz, "Türkiye'de her zaman ekonomik ve politik çıkarları halk sağlığının önünde tuttular" diye konuştu.

"TÜRKİYE HÂL 1986'DAKİ ZİHNİYETE SAHİP"

1999 yılında İstanbul İkitelli'de yaşanan radyoaktif kazayı hatırlatarak o dönem Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) tarafından yazılan raporun "Medya olayı bir kaç gün boyunca ele almış ve konuyla ilgili birçok endişenin yaşanmasına neden olmuştur. Hem TAEK hem de tıp yetkilileri,
sağlıkları konusunda endişe duyan halkın dile getirdiği soruları cevaplamak zorunda kalmıştır" kısmını sorduğumuz Gürbüz, "TAEK bağımsız bir kurum değil. Enerji Bakanlığı'na bağlı. Bu yüzden siyaset ne ister, ne gerekirse onu söylüyor ve yapıyorlar. Çernobil zamanı da böyle oldu. Mesela çayla ilgili yaptıkları ölçümler halka verdikleri öğütlerin hepsinin yanlış olduğu kanıtlandı. Temiz çaylarla radyasyonlu çayları harmanlayıp, insanlara biraz radyasyon yedirmenin, içirmenin zararsız olduğunu düşünen bir kurumdan bahsediyoruz. Halkın hiçbir şekilde radyasyon almaması için çalışması gerekirken, sınır değerlerin altında kaldığı için kabul edilebilir deyip; ekonomik ve politik çıkarları halkın sağlığından önünde tuttular" dedi.

"KONYA'DA NÜKLEER ATIKLAR YAKILDI DENDİ, KİMSE SORMADI"

Türkiye tarihinde bu gibi ihmal örneklerinin bilindiğinden de fazla olduğunu belirten Gürbüz, "Aslında çok konuşulmayan bunun gibi daha çok örnek var. Sadece İkitelli olayı değil. Isparta'da atıkların gömüldüğü Konya'da yakıldığını söyleyen TAEK Başkanı örneği var önümüzde. Zamanında haber yapmıştım ben de. Ahmet Yüksel Özemre 1997 yılında bir röportajında bu bilgileri paylaşmıştı. Yani inanılmaz bir şey bu. Atıkların gömüldüğünden ve yakıldığından bahsetti ve bu kişi hakkında soruşturma dahi açılmadı. Ben, bugün hala düşünüyorum acaba bu gömüldü denen atıklar İzmir Gaziemir'de konuştuklarımız mı? Bu bilgileri paylaşan, o dönemin TAEK başkanı olan bir kişiydi ve savcılar o kişiyle alakalı soruşturma açıp "Sen ne diyorsun, nereye gömülmüş bu atıklar?" bile demediler. Asıl trajedi bence burada başlıyor. Tutum böyleyken, Türkiye'de nükleerin adı geçen her şeyden korkmalıyız" ifadelerini kullandı.

İKİTELLİ'DE NELER YAŞANMIŞTI?

99 yılında İstanbul İkitelli'de yaşanan radyoaktif kazanın hikayesi aslında 1993 yılında başlıyor.  Aralık 1993’te, lisans verilen şirketin üç adet kullanılmış Kobalt 60 kaynağını, Amerika Birleşik Devletleri'ne (ABD) geri göndermek üzere ambalajladığı ilgili kurumların kayıtlarına geçiyor. Ardından ambalajlara yerleştirilmiş kaynaklar yeniden ihraç edilmek yerine, söz konusu olayda ağır ihmali bulunduğu belirtilen ve AİHM süreciyle olay sonrası hayatları kararan Ilgaz ailesine tazminat ödeyen Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'nun (TAEK) konuyla ilgili hazırladığı rapora göre, kaynaklar TAEK'ten izin alınmaksızın şirket tarafından Ankara’da depolanıyor. Şubat 1998’de içlerinde radyoaktif kaynakların olduğu kaplardan ikisini Ankara’dan İstanbul’a taşımaya karar veren şirket, söz konusu kaynakların İkitelli yerleşim bölgesindeki genel amaçlı depoda saklanması için düzenleme yapıyor. Bir süre sonra, bu depoda yer kalmıyor ve paketler İstanbul Küçükçekmece’deki sanayi bölgesinde, depoya taşınıyor. Tesislerin cephesinde, olayın meydana gelme zamanında camları henüz takılmamış geniş pencereli metal kapılar bulunduğu TAEK raporunda belirtiliyor ve bu kapıların kilitli olmadığı vurgulanıyor. Tesislerin ön tarafında bir yerlerde saklanmış ve dışarıdan açıkça göründüğü belirtilen içersinde Kobalt 60 kaynaklarının bulunduğu kaplar, dokuz ayı geçkin bir süre boyunca, hiç bir etkin denetim veya güvenlik önlemi söz konusu olmaksızın bu depoda bırakılıyor. 

BİR AİLENİN HAYATI KARARDI

İkitelli’de hurdacılık yaparak hayatını kazanan 13 kişilik Ilgaz Ailesi’nin hayatı da bu sürecin sonucunda, hurda diye satın aldıkları konteynerin içinden radyoaktif madde çıkmasıyla karardı. Murat Ilgaz’ın parmakları eridi, Hüseyin Ilgaz, 2004 yılında kansere yakalandı ve 57 yaşında hayatını kaybetti. Radyasyona maruz kalan ailenin erkekleri, ancak tüp bebek yoluyla çocuk sahibi olabildi. Olay tarihinde 6 aylık bir kızı olan Naki Ilgaz ise artık çocuk sahibi olamıyor. Ailedeki kadınlar ise erken menopoza girdi. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun da, AİHM aşamasında tüm aileye tazminat ödediği ortaya çıkmıştı. 

Ilgaz ailesi

Ilgaz Ailesi

TAEK RAPORUNDA DİKKAT ÇEKEN İBARE

İkitelli'de yaşanan söz konusu olayın ardından bir rapor hazırlayan TAEK, raporda gazetecilerin söz konusu olayı "büyüterek" halkta korkuya sebep olduklarını belirtip, "Medya olayı bir kaç gün boyunca ele almış ve konuyla ilgili birçok endişenin yaşanmasına neden olmuştur. Hem TAEK hem de tıp yetkilileri, sağlıkları konusunda endişe duyan halkın dile getirdiği soruları cevaplamak zorunda kalmıştır" ifadelerine yer vermişti. 


"RUSLAR BİZE AÇIKLAMA YAPMA GEREĞİ DAHİ DUYMADI"

Türkiye'nin geçmişteki nükleer karnesi doğrultusunda gündemdeki üç nükleer santrali ve güvenlik açıklarını konuştuğumuz Gürbüz şöyle konuştu, "Gündemki üç tane nükleer santral konusunda halkın endişelerine gelince, Türkiye'nin geçmişteki tutumlarına da bakmak lazım ve Çernobil'i, o süreçte yaşananları hepimiz biliyoruz. İkitelli kazasında yaşananları biliyoruz. Bunları evet eleştirebiliriz ama tüm bunlar TAEK'in bu dönemki yöneticilerini normalde bağlamaz. Ama çok yakınlarda biz bir olay yaşadık. Akkuyu'daki Nükleer Santral inşaatında çatlak meydana geldi. Bu gazetelere sızdırıldı. Bu haberden sonra çok ilginçtir, TAEK'in bir basın bülteni dahi yok. Bir açıklaması bile yok. Akkuyu Nükleer A.Ş. yani Akkuyu nükleer santralini yapan Rus şirketi, çatlak haberlerinin gelmesinden iki gün sonra yaptğı açıklamada durumu inkar etmedi ama her şeyin yolunda gittiğini ve denetim altında olduğunu söyledi. Bu kamuoyunu yatıştırmayınca arkadan 8 gün sonra Rosatom şirketi Rus basınına çatlak haberlerini yalanlayan bir açıklama yaptı. Neredeyse 8-10 gün sonra biz bu haberleri duyduk. İlginç olan şu ki, bu haberle ilgili açıklamayı Türk basınına yapmaya gerek dahi görmediler. Anadolu Ajansı Rusya'dan duyduğu haberi Türkiye'de yaydı. Bu başlı başına bir facia aslında. Çünkü ruslar burada şunu diyorlar 'Bu santral bizim. Burada kaza olursa biz size açıklama yapmaz yine Rusya'ya açıklama yaparız' diyor."

"HÜKÜMETİN KONTROLÜNDE OLMAYAN KURUMLAR İNCELEME YAPAMADI"

Mersin Akkuyu'da inşaatı devam eden ve yakın zamanda çatlaklar oluştuğu haberleriyle kamuoyunu tedirgin eden nükleer santralle ilgili, hiçbir şekilde şeffaf bir bilgi paylaşımı yapılmadığını söyleyen Gürbüz, "Medyanın karşısına çıkıp soruları yanıtlamadılar, santralin kapısını açıp gazetecilere, hatta bırakın gazetecileri bağımsız uzman kuruluşlara Elektrik Mühendisleri Odası, İnşaat Mühendisleri Odası, Çevre Mühendisleri Odası gibi insanların güvenebileceği, hükümetin kontrolünde olmayan, hükümetten maaş almayan insanların bir inceleme yapmasına dahi izin vermediler. Şeffaflıktan aynı Çernobil'de olduğu gibi sınıfta kaldılar. Akkuyu'da şu an bir inşaat sürüyor, altında betonda çatlaklar olduğu bilinen tamir edildiği söylenen ama ne kadar tamir edildiği de şaibeli olan bir şekilde bu inşaat sürüyor. Mecliste bir araştırma önergesi var bunun kabul edilip edilmeyeceğini bile bilmiyoruz. Bütün bunlar aslında Türkiye'de  1986'dan bu yana zihniyetin hiç değişmediğini gösteriyor. Özellikle konu nükleer olunca. Gerçi biz bu zihniyetin değişmediğini Japonya'daki felaketten sonra da görmüştük. Nükleer santral kazasını tüpgazla kıyaslayan bir başbakanımız vardı. Bütün bunlar bize Türkiye'nin ne yazık ki 1986'da kaldığını gösteriyor" diye konuştu. 

Özgür Gürbüz

"NÜKLEER  YIL ÖNCESİNDE KALDI"

İnsanların nükleere karşı çıkmak için bir sürü ama bir sürü nedeni olabilir. Sadece ülkedeki yetkililere güvenmedikleri ve kaza riskinden dolayı istemiyorlarsa bile ben bu insanlara hak veriyorum. Çünkü, onların kaygılarını doğrulayacak bir sürü şey yaşandı bu ülkede. Sinop'ta gerçekleştirilen halkı bilgilendirme toplantısında da halk içeri alınmamıştı. Türkiye, nükleer konusunda uluslararası düzeyde birçok konuda sınıfta kalıyor. Nükleer santral zaten bundan 50 yıl öncesinin teknolojisi ve dolayısıyla nükleer santrale, ne zaman ne de para harcanmasını ben gerekli bulmuyorum. Alternatif yollarla halk sağlığını ve dünyanın geleceğine zarar vermeyen enerji elde etmek mümkün" diye konuştu. 

Berrak Güngör

Güncelleme Tarihi: 14 Haziran 2019, 11:25
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER